TÜMSİAD (Tüm Sanayici ve İş Adamları Derneği) Elazığ Şubesi bir çalışma toplantısı düzenliyor. Vali, milletvekilleri, sivil toplum kuruluşları ve basın mensupları davet ediliyor. El-Aziz Gazetesi davet edilmediği için (bunun hangi işgüzarın marifeti olduğu hususu bizde saklı kalsın) olayı başka kuruluşlardan öğrenebiliyoruz…
Kahvaltılı olarak yapılan toplantıda kameramanlar, foto muhabirleri görüntü aldıktan sonra Sayın Vali Erol -Günışığı İnternet Sitesinde aynen aldık- şunları diyor:
"O da şunu söyleyeyim ilk başladığımızda bu işin adı bir çalışma toplantısıydı. Çalışma toplantısının biraz daha caiz bulunması adına, işte kahvaltı da yapalım ısındırırız milleti dedik, ama toplantının çalışma kısmının öyle anlaşılıyor ki mutlaka yenilen içilen mekândan ayrı olması lazım. Yoksa en az bir saat yarım saat böyle bedavaya gidiyor. Artı çalışma toplantısı dediğimizde mutlaka bir takım eksik yanlış hataları öncelikle kendi içinde değerlendirerek çözüm yolu aramamız gerekiyor. Öyle olunca da ben hemen düzeltmeye şöyle başlayayım. Şu kameraları ve fotoğraf makinelerini lütfen bunun adı çalışma toplantısıysa çıkaralım. Madde bir, hadi bakalım. Bunu bitirelim. Çünkü daha sonra bu kameraları eline alıp da okuyan yazan arkadaşlar içerisinden herhangi bir yeri cımbızla çekip bütün çalışmaları tepe taklak edebiliyorlar. Ona da fırsat vermek istemiyorum."
Sayın Vali’nin bu sözlerinde herhangi bir yanlışlık, yanlış anlaşılmaya müsait ifade yok; yaptığı da alışılmadık bir uygulama değildir. Bu tür çalışma toplantılarını ister siyasi partiler, sivil toplum ve özel sektör kuruluşları yapsın, ister resmi devlet kurumları yapsın fark etmez; medya mensupları görüntü aldıktan sonra dışarı çıkartılırlar…
Çünkü Sayın Vali’nin belirttiği gibi eğer özellikle toplantıda olumlu-olumsuz yönleri ile kritikler, değerlendirmeler yapılacaksa medya kuruluşlarının bunlardan haber çıkarmak maksadıyla olayı bütünlük halinde vermek yerine cımbızlayarak ilginç hale getirmesi ve yanlış algılamalara yol açması tabii ki söz konusudur.
Medya kuruluşlarının elbette ki bir olayı çarpıtmadan istediği hususları öne çıkararak haberini hitap ettiği hedef kitleye göre ilginç hale getirmesi kendi bileceği bir iştir ve de hakkıdır.
Sayın Vali’nin “Niye şunları da yazmadınız? Hep olumsuz yönleri verdiniz.” diye daha sonra serzenişte bulunmak yerine; ta baştan tedbir alıp medyaya intikal ettirilmesini istemediği konuların kapalı ortamda müzakere edilmesini istemesi de hakkıdır, hatta görevidir.
Olayın “Vali gazetecileri dışarı çıkardı..” şeklinde sansasyonel haberlere konu yapılıp bir kaşık suda fırtına koparılmış olması, Sayın Vali’nin aldığı tedbirin ne kadar yerinde olduğunu göstermektedir.
Hele Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti çiçeği burnunda Başkanı Sayın Erkan Köse’nin olayı kınaması -sanırım dolduruşa gelmesinin bir sonucudur- hiç isabetli olmamıştır. Böyle durumlarda Sayın Başkanın enine boyuna düşünmesi, istişarede bulunması, bir genel mutabakat araması gerekir.
Sayın Başkan, FHGC adına öyle çok kolay ilin Valisini kınayamaz. Yaptığı, temsilciliğini üstlendiği kuruluşa ve camiaya zarar verecek niteliktedir. İlin Valisi ile papaz olan bir Cemiyet Başkanının temsilcisi olduğu camia adına sanırım artık yapabileceği pek bir şey yoktur.
Elazığ Vali’miz Sayın Muammer Erol’a yönelik öteden beri yerel medyanın ve ulusal medya temsilcilerinin tutumları pek olumlu değildir. Gerek yerelde yapılan haberler, yorumlar, gerekse ulusal medyaya servis edilen haberler sürekli olumsuz olmuştur.
Öyle ki, ulusal medyada Vali Beyin namaz kılmasını bile dile dolayan Elazığ kaynaklı haberler ve yorumlar yapılmıştır. Vali Erol hakkında yerel medyada da neredeyse olumlu haber ve yorumlara rastlamak mümkün olmamaktadır. Oysa Sayın Vali’miz bunu asla hak etmemektedir.
Sayın Vali’nin samimiyeti, tevazusu istismar edilmiştir. Ceberut vali alışkanlıklarından ne yazık ki medyamız da kurtulamamıştır. Sayın Vali’nin Elazığ’a hizmet adına çabalar sarf etmesi, risk alması bile aleyhine kullanılmıştır.
Örneğin Elazığ Havalimanı pistinin inşaatının bir an evvel bitirilmesi için İl Özel İdare imkânlarını kullanması Müteahhide kıyak olarak yansıtılmıştır. Yapılan katkının birim fiyatlar üzerinden hak edişlerden kesileceğine dair yaptığı açıklamalara rağmen aynı yaklaşım ısrarla sürdürülmüştür.
Aynı tutum ve yaklaşım Karayolları 8. Bölge Müdürümüz Sayın Yasin Altunyuva için de gösterilmiştir, gösterilmektedir. Elazığ’a yapılan hizmetlere de olumsuz tepkilerin verilmesini anlamak güçtür.
Sayın Vali’nin yaptığı şakalardan, öylesine sarf ettiği sözlerden bile cımbızlayıp sağa sola çekerek aleyhine değerlendirmeler çıkarmak samimiyetsizliğin ifadesi değilse ne olabilir?
Örneğin, bir sözde bilimsel toplantıda akıllara ziyan kerpiç betondan daha sağlamdır savı ortaya atılınca, Sayın Vali’nin dayanamayıp insaf bu kadar da olmaz diye itirazda bulunması yerel ve ulusal medyada Başbakan Erdoğan’a methiye diye yansıtıldı. Ne ki, Başbakan Kovancılar depremi kerpiç evler yüzünden bu kadar tahripkâr oldu şeklinde bir açıklamada bulunmuştu.
Sayın Valimiz, hangi kesimden olursa olsun tüm davetlere, kim olduğuna bakmadan, üşenmeden, yüksünmeden icabet etmekte ve ilgisini, desteğini, yardımını herhangi bir gerekçe ile esirgememektedir.
Herkesin her zaman ziyaretine de kapılarını sonuna kadar açık tutmaktadır. Sağ olsun kendilerini bir ziyaretimizde tevazusuna güvenerek bazı hususlarda görüşlerimi arz edip özetle şunları dedim:
Sayın Vali’miz, görüyorum ki “devletin kör kuruşu, tüyü bitmeyen yetimin hakkı” diye çok fazla duyarlılık gösteriyorsunuz. Biraz tavizkâr davranmazsanız şu günümüz kokuşmuş toplumda başarılı olamazsınız. Daha önceki valilerin geçtiği yoldan siz de gidin. Dinimizde ameller niyete göredir, eğer niyetiniz halis olursa bu sizin için vebal olmaz…
Sayın Vali ne dese iyi: Ben öyle yapacağıma vali olmam daha iyi!
İtiraf edeyim ki bu söz karşısında mahcup oldum. Yüzüne karşı söyleyemedim ama içimden, Hz. Ömer’in bile böyle bir valisi yoktu diye geçirdim.
Sayın Vali’nin medya ile ilişkilerinin sağlıksız olması sanıyorum biraz fazla hoşgörülü davranmasındandır. Tarih’te basının en çok eleştirip yerden yere vurduğu kişi Sultan II. Abdülhamit idi…
İstibdatçı, jurnalci, despot, sansürcü diye yerden yere vuruluyor, kızıl sultan gibi hiç olmadık sıfatlar yakıştırılıyordu. Aradan bir asır geçti hala Sultan Abdülhamit malum çevrelerce o kötü sıfatlarla anılır. Oysa tam 33 yıl Padişahlık yaptığı halde tek kişinin canına kıymamıştı.
Atatürk ise Padişah değil Cumhurbaşkanı idi. Buna rağmen sağlığında aleyhinde tek kelime yazılamadığı gibi, ölümü üzerinden tam 74 yıl geçtiği halde arkasından da tek kelime aleyhinde yazılamıyor. Çünkü herkesin başında demoklesin kılıcı gibi duran 5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu var…
İnanıyorum ki Sayın Vali Hz. Ömer’in valisi gibi davranacağına biraz Atatürk’ün valisi gibi hareket etse kimse aleyhine tek kelime yazamaz.
Sayı: 694





































