YILDIZ ÜLKESİ TÜRKİYE

Almanya’daki G-20 Zirvesinden Suriye’ye ilişkin ortaya çıkan en çarpıcı sonuç Türkiye’siz olmaz kanaatinin Trump ve Putin tarafından paylaşıldığının açıklanmış olmasıdır.

12 Temmuz 2017 Çarşamba 00:56 < MANŞET
Yoğun protestolara hedef olan G-20 zirvesinin

YILDIZ ÜLKESİ TÜRKİYE
 
Almanya’nın Hamburg şehrinde geçtiğimiz günlerde yapılan G-20 Zirvesi kapitalizm karşıtı diye nitelendirilen büyük gösterilerin, yoğun protestoların, yıkıcı eylemlerin hedefine alındı, gölgelenmek istendi. Belli ki küresel güç G-20 Zirvesinden olumlu beklenti içinde değildi…
Gezi Parkı eylemlerine taş çıkartan çılgın eylemlerin Hamburg’da İsrail hesabına organize edildiğinden şüphe edilmemelidir. Daha önceleri kadrolu Greenpeace örgütü elemanlarına yaptırılan göstermelik protestolarına benzemeyen tahripkâr eylemler küresel güç himayesi ve desteği olmadan mümkün değil yapılamazdı.
 
Çevreyi ve yeşili koruma gibi albenili bir amaçla, sözde bağımsız bir kuruluş olarak faaliyet gösteren Greenpeace eylemcileri Siyonizm’in emellerine hizmet etmekten öte bir misyonla organize olup protesto eyleminde bulunmazlar. Protestonun dozunu, niteliğini bile finansör ağababaları belirler. Hamburg’daki yıkıcı protestolar göstermelik olmaktan çok uzaktı…
 
Dünya Siyonizm’iyle sorunlar yaşayan ABD Başkanı Trump, Rusya Federasyonu Başkanı Putin, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ev sahibi Şansölye Merkel G-20 Zirvesinde pek İsrail’in beklentilerini karşılayacak kararlar alınması için iştahlı değillerdi. Bu yüzden zirvenin gölge altında bırakılıp önemsizleştirilmesi için kapitalizm karşıtı azgın eylemciler işbaşı yaptılar.
 
Zirvede ne kararlar alındığı çok fazla önemli olmamakla beraber ortaya çıkacak gelişmeler ışığında ancak tahmin edilebilir. Dünya kamuoyunu oyalamaya dönük sonuç bildirilerinden birinin okunması ise adettendir. Asıl önemli olan liderler arası ikili görüşmelere bir platform oluşturmasıydı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibi önemli görüşmeler gerçekleştirdiler.
 
G-20 Zirvesinin en önemli gündem maddesi hiç kuşkusuz İsrail’le Türkiye’nin beka sorunu olarak müzminleşen Suriye’deki giderek karmaşıklaşan durumdu. Suriye’den elini çekmek her ülke için mümkün olsa bile İsrail ve Türkiye için mümkün değildir. Suriye’de sürdürülen vekâlet savaşları gerçekte İsrail ve Türkiye dışında hiçbir ülke adına yapılmamaktadır.
 
Almanya’daki G-20 Zirvesinden Suriye’ye ilişkin ortaya çıkan en çarpıcı sonuç Türkiye’siz olmaz kanaatinin Trump ve Putin tarafından paylaşıldığının açıklanmış olmasıdır. Bundan daha çok İsrail’i rahatsız edebilecek açıklanmış bir ortak kanaat, anlayış olabilir mi?
 
İsrail; ABD ve Rusya Suriye’de Türkiye ile birlikte hareket edeceklerse uzak durun daha iyi diyecektir. Rusya zaten İsrail’in tüm ısrarlarına rağmen Suriye’ye müdahil oldu. Türkiye’nin Rusya ile arasını açmak için birçok provokasyona başvuran İsrail hiçbir sonuç alamadı.
 
ABD ise münhasıran İsrail adına Suriye’deydi; lakin artık değil. ABD kurulu düzenine karşı bir ölüm-kalım mücadelesi veren Başkan Trump eğer Pentagon’a söz geçirebilse Suriye’yi bir an önce terk edecek. Pentagon’a söz geçiremediğinden, Suriye’yi iç politika sorununun bir parçası haline getiren Trump’ın, İsrail’in hiçbir beklentisine cevap vermesi beklenemez.
 
Rus uçağını TSK’ya düşürten, Ankara Büyükelçisine suikast düzenleyen FET֒nün sahibi olan İsrail birçok diplomatının ölümüne yol açan bir dizi komployu, St. Petersburg Metrosu patlamasını gerçekleştiren terör eylemini de planladı. Putin bunu en iyi bilen kişi. Bunların, Rusya’yı Suriye’ye müdahaleden vazgeçirmek için yapıldığını da Putin biliyor.
 
Görülüyor ki, ne Trump’tan ne de Putin’den İsrail’e hayır yok. Pentagon ise şimdilik Trump ile mücadele ederek Suriye’de İsrail yararına birtakım tasarruflarda bulunmakta, PYD/PKK üzerinden Türkiye karşıtı uygulamalara imkân hazırlamaktadır ama nereye kadar? Türkiye Suriye’de Rusya ile birlikte, ABD’de Başkan Trump’la dayanışma içinde hareket ettiği süre içinde Pentagon’un tek başına Suriye’de İsrail için çok fazla yapabileceği bir şey yoktur.
 
Bu durumun tescillendiği Hamburg G-20 Zirvesinden de İsrail’e iç açıcı bir haber gitmediği açık. Türkiye ile Almanya arasında tırmanan ağız dalaşının ise İsrail’in gözünü boyamanın ötesinde bir ciddiyeti olmadığını Siyonistler bilmez mi? Merkel Türkiye karşıtı söylemi de iç politika malzemesi yaparak seçim kampanyasında kullanıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da buna çanak tutuyor. Erdoğan’ı Almanya’da konuşturmamanın hiçbir ciddi nedeni olmadığı; iki ülke arasındaki ilişkilerin ciddi bir zarar görmediğinden de bellidir. Normalde bunca ağız dalaşı ve karşılıklı suçlamalarda bulunan iki ülkenin böyle son derece iyi ilişkileri olabilir mi hiç! Düşünün Türkiye Almanya’yı PKK terörünü desteklemekle, 15 Temmuz Darbe girişimi ile ilgili FETÖ mensuplarını himaye etmekle suçluyor. Onlar ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı diktatörlükle suçluyorlar ve bu karşılıklı ağır suçlamalar iki ülke ilişkilerini hiç etkilemiyor!
 
Bütün bunlarla anlatmak istediğimiz Dünya Siyonizm’inin art arda iki küresel savaş çıkartıp bitiminde 1945 Yalta Konferansında kurduğu iki kutuplu, iki bloklu düzenin yıkıldığını, artık olmadığını, tek süper güç ABD liderliğinde ilan edilen yeni dünya düzenin tutmadığını, çok kutuplu bir düzensizlik döneminin yaşandığını, bu süreçte tek kârlı çıkan ülkeninse Türkiye olduğunu tespit edip vurgulamaktır. Yaşananların ne anlama geldiği anlaşılmadan olacak olanları da öngörebilmek mümkün olmaz. Mazi-gelecek ilişkisi hiçbir zaman kopmaz.
 
Osmanlı coğrafyası olan bölge ülkelerinde yaşananlar yaygın medya, hegemonik zihniyet, statükocu aydınlar ve stratejistler tarafından sürekli egemen küresel güç doğrultusunda bir dizi çarpıtmalarla nicedir açıklanmaya çalışıldı, tüm başarısızlıklar başarı gibi lanse edildi.
 
ABD ve müttefiklerinin Irak’ta başarısız kaldığı, yenilgiye uğratıldığı, o yüzden çekilmek ve bölgeyi terk etmek zorunda kaldığı Türkiye ve dünya kamuoyundan sürekli saklanıp başka türlü gösterildi. Küresel güç ve ABD’nin sanki planladığı gibi hedeflerini gerçekleştirdiği hiç yanlış yapmadığı, başarısızlık yaşamadığı gibi bir izlenim verilmeye çalışıldı, çalışılıyor.
 
ABD ve müttefiklerini Irak’ta yenilgiye uğratıp bölgeyi terk etmek zorunda bırakanın cihatçı direniş olduğu gerçeği de göz ardı edilerek onların sadece terör yaptıkları propagandasına aralıksız devam edildi. ABD ve müttefiklerinin küresel ekonomik krize girmelerinin Irak’taki işgal sırasında yaptıkları astronomik savaş harcamaları nedeniyle olduğu, dünya kamuoyu özellikle ABD halkı tarafından görülmesin, bilinmesin diye her türlü illüzyona başvuruldu.
 
ABD ve müttefiklerinin Irak’taki yenilgiden sonra çekilmelerinden meydana gelen boşluğun Arap Baharına yol açtığı realitesi de Türkiye ve dünya kamuoyundan saklanarak başka tür açıklamalarla saptırıldı. Bu süreçte Batı işbirlikçisi yönetimler devrildi istikrar sağlanamadı. Gidişat da küresel güç güdümündeki Batı hegemonyasının aleyhine ilerlemektedir.
 
ABD ve müttefiklerinin Irak ve Afganistan’daki işgallerde yaptıkları vahşi katliamları; dünya kamuoyuna önemli bir kısmıyla yansıdığı halde unutturup, film setlerinde hazırlanan video görüntüleri ile IŞİD’e atfedilen vahşet sahneleriyle perdelediler. Irak’taki cihatçı direnişçileri ABD ve müttefiklerini yenilgiye uğratıp bölgeden uzaklaştıran unsurlar olarak göstermeme çabasını da medya üzerinden yanlış kamuoyu ve algı oluşturarak sürdürmektedirler.
 
Keza, Büyük Ortadoğu Projesini (BOP) hayata geçirmek üzere Haçlı Savaşı adı konularak başlatılan Afganistan ve Irak işgallerinin, cihatçı örgütlerin direnişi sayesinde başarısızlıkla sonuçlandığı ve tek süper güç ABD liderliğinde ilan edilmiş bulunan Yeni Dünya Düzenine indirilen darbe sonucu sürecin sonlandırıldığı gerçekliği dünya kamuoyundan saklanıyor.
 
Aynı minvalde, Türkiye’nin yükselişini engellemeyi, bölge ülkeleri ve toplumları nezdindeki itibarına gölge düşürmeyi amaçlayan etnik, mezhepsel çatışmalar çıkartılıp İran’ın yayılma politikalarına çanak tutulması kalleşliği de IŞİD’e yönelik suçlamalarla örtbas edilmektedir.
 
İsrail ve Pentagon’un PKK/PYD terör örgütlerine verdiği destekle Türkiye’nin Irak’la Suriye üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunması engellenmeye çalışılırken İran’ın bölgedeki her türlü yayılmacı politikalarına meşruiyet kazandırılmaya çalışılmıştır.
 
Bütün bunlardan daha önemlisi cihatçı direniş karşısında Irak ve Afganistan’da yaşadıkları yenilgi, uğradıkları büyük askeri/ekonomik kayıplar nedeniyle ABD ve müttefiklerinin bölge üzerindeki hâkimiyetlerinin kırılarak geri çekilmeleriyle kendi toplumlarında karşılaştıklarını -iç muhalefeti- küresel güç yok sayıp dünya kamuoyunun dikkatinden kaçırmaya çalışıyor.
 
ABD’deki küreselcilerle ulusalcılar arasındaki iktidar mücadelesini Trump ile ilgili kişisel bir kavga gibi göstermeye çalışan Siyonist sermaye medyası tarafların siyasi amaçlarıyla ilgili dünya kamuoyuna yönelik büyük bir karartma uygulamaktadır.
 
Ulusalcıların; ABD dünya jandarmalığını bırakıp kaynaklarını ülke kalkınmasına ve toplum refahına kullansın şeklindeki söyleminin İsrail’in güvenliği ve bekası için tehdit oluşturduğu gerçeği birtakım illüzyonlarla perdelenmektedir. Keza, ABD’nin İsrail’in güvenliği ve bekası için yürüttüğü savaşların Amerikan toplumunun büyük bir kısmını Hindistan halkından dahi yoksul duruma soktuğu realitesi ideolojik söylemlerle örtbas edilmektedir.
 
ABD’de Beyaz Saray’ı üs edinen Ulusalcılarla, Pentagon’u üs edinen Siyonist küreselcileri karşı karşıya getiren derin iktidar mücadelesini başkanlık seçimine indirgeyen propaganda mekanizmaları siyasi mücadelenin amacını dünya kamuoyundan gizlemektedirler.
 
ABD’de ulusalcılarla küreselciler arasında yaşanan iktidar mücadelesinde hiçbir tarafın da galip gelemeyeceği, birleşik devletlerin dağılma riski ile karşı karşıya bulunduğu gerçekliği dikkatlerden uzak tutularak bütün sorunun Trump olduğu, onun da bir şekilde halledileceği algısı oluşturulmaktadır. Oysa ABD SSCB’den daha kötü bir dağılma riski ile karşı karşıya gelmiş bulunmaktadır. SSCB dağıldığında Rusya ayakta kaldı. Dağılacak bir ABD’nin artık geride ayakta kalacak bir merkezi devlet yapısı kalmaz ve komşu ülkelerin istilasına uğrar.
 
Pentagon’un Suriye’de, diğer bölge ülkelerinde yürüttüğü vekâlet savaşlarının İsrail adına, güvenliğini ve bekasını güvenceye almaya yönelik olduğu, ABD ve müttefiklerinin yararına herhangi bir amaç taşımadığı başta Batılı toplumlar, dünya kamuoyundan saklanmaktadır.
 
Hamburg’da yapılan G-20 Zirvesinde Küresel Siyonizm’in dayattığı gündem yerine Trump, Putin, Erdoğan, Merkel kendi ülkelerinin, toplumlarının sorunlarını konuştular, bu minvalde görüşme ve açıklamalar yaptılar. İsrail için dişe dokunur bir şey yapmadılar, demediler.
 
Küresel Siyonizm mutlak hegemonyasını artık yalnız Rusya’da, ABD’de değil, uluslararası platformlarda da yitirmiş durumdadır. Ancak hiçbir ülkede Siyonizm Türkiye’deki kadar her alanda hâkimiyetini kaybetmiş değildir. Siyaset, ekonomi, medya, yargı, ordu, bürokrasi ve diğer tüm sahalarda Yahudi hâkimiyetinin kırıldığı Yeni Türkiye tüm dünya ülkelerinden en azından 20 ilâ 30 yıl ilerdedir. Erbakan’ın Siyonizm’le yürüttüğü mücadelenin merkez üssü Türkiye’dir. Erbakan’ın kurduğu gizli dünya devleti, Siyonist gizli dünya devletini dövüyor!
 
Sayı: 972
655 defa okundu.
YORUM EKLE
    YORUMLAR
ELAZIĞ ⇓
İmsak 03:58
Güneş 05:31
Öğle 12:35
İkindi 16:19
Akşam 19:25
Yatsı 20:51
DÖVİZ KURLARI
USD 3.5179     EURO 4.1308     IMKB 106825     ALTIN 146,001